13 Ekim 2010 Çarşamba

Şahmeran, Lokman Hekim ve Adana Efsaneleri


Şahmeran, Lokman Hekim ve Adana Efsaneleri

Yrd.Doç.D r. Refıye Şenesen
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Görevlisi.
Tarihin ilk dönemlerinden itibaren ortaya çıkan, inandırıcılık özelliği olan, kutsal, gerçek, ve olağanüstü unsurları barındıran kısa halk anlatıları şeklinde tanımlayabileceğimiz efsaneler, bağlı oldukları toplulukların en önemli kültürel varlıklarından birini oluştururlar.

İnsanlar varoldukları andan itibaren dış dünyayı ve doğayı tanımak, ondan faydalanmak çabası içinde olmuşlar, yaşamlarını devam ettirirken karşılaştıkları sorunları ise kendilerine göre geliştirdikleri bir düşünce sistemine göre yorumlamışlardır. Dışa karşı üstünlük sağlamak isteyen insan düşüncesi, kendisini etkileyen olaylar karşısında bir takım kavramlar geliştirmiş, bu kavramları belli biçimlerde harekete geçirerek, sözlü gelenekte yaşayan anlatım türlerini meydana getirmiştir.

Bu grup içerisinde sayabileceğimiz efsane türü, tarih ve inanç öğelerinin yanı sıra geleneksel motifleri de içinde barındırması açsından halk kültürü ürünleri arasında önemli bir yere sahiptir. Efsanelerin konuları, geçen zamanla birlikte toplumda görülen değişikliklere paralel olarak farklılaşmış, genişleyerek çeşitlilik kazanmıştır.

Genel olarak bütün toplumlarda ilkel efsaneler; tanrıların, evrenin, insanların yaradılış ve ortaya çıkışlarının yanı sıra, ilk günahı, ölümün kökenini, tufanı, tanrıların insanları nasıl cezalandırdıklarını, avcılığın ve hayvancılığın başlangıcını, yeryüzünün ilk çiftini, ilk ailesini, âdet, kurum, törenlerin, teknik bilgilerin kökenlerini konu edinmektedirler1.

Tarih öncesi dönemlerde ortaya çıkan efsaneler, insanın yaşaması için gerekli olan temel bilgilerin, değerlerin tannlar ve kahramanlar tarafından insanlara verildiğini işler. Efsaneler âdet, kurum ve törenlerin ortaya çıkış nedenlerini konu edindikleri gibi bu âdet, kurum ve ritlerin kutsallığını, kutsal sayılan ilk zamanlara bağlayarak, gelenekseli destekleyip güçlendirirler2.

Efsanelerdeki temel amaçlardan birisi de toplumsal değerlerin yaşatılmaya çalışılmasıdır. Bu değerler, daha çok örnek tipler aracılığıyla devam ettirilirler. Bu bakımdan toplum hayatına olumlu davranışları ile etkili olan hatta toplumlara yön veren tiplerin davranış ve hareketleri, efsanelere konu olabilir. Özellikle İslâmi içerikle şekillenen Türk efsanelerinde toplumsal değerleri öne çıkartan ve insanlara örnek olsun diye seçilen tiplere rastlamamız mümkündür.

İlkel efsaneler insanın yaşaması için gerekli olan temel bilgilerin, teknik ve değerlerin tanrılar tarafından insanlara nasıl öğretildiği konusunu işlerlerken, bu konu zamanla toplumdaki inanç sistemlerini de içine alarak genişlemiş, toplum hayatına yön veren kişilerin davranışları, masal konuları, efsaneleri etkilemiş ve bu şekilde geniş bir yelpaze oluşmuştur.

Bunlardan başka konuları masallarla ortak olan efsaneler de vardır. Bazı efsaneler ise artık inanış konusu olma niteliğini yitirme aşamasındadır. "Eskiden böyle inanırlarmış, güya böyle olmuş" gibi açıklamalar, bu çeşit söylentilerin eskiden inanma konusu olduğunu belirler3. İnanılır olma özelliğini yitiren efsaneler, gittikçe masal türüne yaklaşırlar.

Efsane türü 19. yy'ın başlarından itibaren Avrupa'da ilgi görmeye başlamıştır. J. Ludwig Grimm ve VVilhelm Grimm'in 1816-1818 yıllarında yayınladıkları iki ciltlik Deutsche Sagen efsane konusunda yapılan ilk çalışmalardan biridir4. Türkiye'de cumhuriyetten sonra üzerinde durulmaya başlanan efsane konusunda, birçok derleme çalışmasının yanı sıra bilimsel çalışmalar da yapılmıştır. Bunlardan birisi de tarafımızdan hazırlanan, 127 efsane metnini ve incelemesini içeren yüksek lisans tezidir5.

Adana, sahip olduğu coğrafi konum ve kültürel yapısıyla birçok halkbilimi malzemesini bünyesinde barındıran bir şehirdir. Efsane açısından da oldukça zengin bir altyapıya sahip olan Adana'da anlatılan efsaneler birçok başlık altında toplanabilir. "Dünyanın Yaradılışı ve Sonu ile İlgili Efsaneler", "Veliler, Türbeler ve Ziyaretlerle İlgili Efsaneler", "Taş Kesilmeyle İlgili Efsaneler", "Bitkiler ve Ağaçlarla İlgili Efsaneler", "Hayvanlarla İlgili Efsaneler", "Doğa Olaylarıyla İlgili Efsaneler", "Tarihi Yerler ve Hazinelerle İlgili Efsaneler", "Yer Adlarıyla İlgili Efsaneler", "Dağ, Göl, Mağara, Pınar, Çeşme ile İlgili Efsaneler", "Çeşitli İşaretler ile İlgili Efsaneler", "Hızır ile İlgili Efsaneler", "Lokman Hekim ile İlgili Efsaneler"


Adana Arkeoloji Müzesi


Adana Arkeoloji Müzesi, Adana ili ve çevresinde bulunan arkeolojik eserlerin sergilendiği müze. Türkiye'nin en eski 10 müzesinden birisi olan Adana Arkeoloji Müzesi, 1924 yılında kuruldu.
Tarihçe
Başlangıçta, Polis Dairesi’nde hizmet veren müze, 1928’de Taşköprü başındaki günümüzde yıkılmış durumda olan Caferpaşa Camii Medresesi’ne, daha sonra Kuruköprü'deki Rum Kilisesi'ne taşındı. 1935'te bir Etnografya salonu eklendi. 1950 yılında günümüzdeki Etnografya Binası’na taşındı. 1960'ta bu bina istimlak edildi. 1966'da Kültür Parkı'nda yeni bir müze binası yapımına başlandı. 1972’de ise günümüzdeki binasına hizmet vermeye başladı. Alyanakzade Halil Kamil Bey ve Ali Rıza Yalman müzenin gelişimine büyük katkıda bulunmuş müze müdürleridir.
Eserler
Adana Arkeoloji Müzesi'nde, Tarsus-Gözlükule, Mersin-Yümüktepe, Milis, Karatepe, Soğuksutepe vb. höyük ve iskân yerlerinde yapılan arkeolojik kazılarda çıkan eserler ile Adana ve çevresinden derlenen eserler bulunuyor. Bunlar prehistorik (tarih öncesi), Hitit, Asur, Fenike, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans devirlerine ait heykel, kitabe, lahit, stel, mimari parçalar gibi taş eserler, pişmiş topraktan yapılmış çanak, çömlek, çeşitli kaplar, silindirik ve magma mühürleri, madeni paralar vediğer arkeolojik buluntulardır. Müzede ayrıca Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait islami eserler ile, giyim kuşama, halk sanatlarına ve elişlerine, yörük çadırlarına ve yörüklerce kullanılan eşyaya ait derlenmiş etnografya malzemesi de yer alır. Müzenin en değerli eserleri lahitlerdir. Bunlar arasında 3843 envanter sayılı lahit, 1958'de Tarsus'ta bulundu ve Adana Arkeoloji Müzesi'ne taşındı. Lahitin uzun yüzlerinden birinde Truva kahramanlarından Hektor'un ölüsünün fidye karşılığında kurtarılışı, sağda Kral Priamos'un Akhilleus'e yalvarışını, solda kralın arabasından inişini, arkada dragonları tasvir eden kabartmalar görülmektedir.

Açık Oturum, Panel, Münazara


Açık oturum, geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir başkan yönetiminde dinleyici grubu önünde tartışıldığı konuşmalara açık oturum denir. Açık oturum, büyük bir salonda dinleyiciler önünde yapılabileceği gibi stüdyoya davet edilen dinleyiciler önünde veya dinleyici grubu olmadan da radyoda ya da televizyonda yapılabilir. Konuşmacı sayısının üç veya beş kişi olarak tespit edildiği açık oturumlarda başkan önce konuyu açıklar, sonra konuşmacıları tanıtır ve sırayla söz verir. Başkanın konu hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Başkan, sırasıyla ve dönüşümlü olarak konuşmacılara sorular yöneltir, gerektiğinde kısa bir değerlendirme yapar. Tartışma boyunca tarafsız olmak, konuşmacılara verilen süreyi dengeli bir şekilde ayarlamak, tartışma kurallarının dışına çıkılmasını engellemek başkanın görevleri arasındadır. Açık oturumun süresi konuya göre ayarlanmalıdır.

PANEL
Toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalara panel denir. Açık oturum ile panel özellikleri yönüyle birbirlerine çok benzerler. Hatta bazı kitaplarda panel ile açık oturum aynı konuşma türü olarak verilir.Arada sadece üslûp farkı vardır.
Panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır.
Panelde de bir başkan bulunur. Konuşmacı sayısı 3 ile 6 arasında değişebilir. Konuşmacılar, uzmanı oldukları konunun ayrı birer yönünü ele alırlar. Konuşmalar, açık oturumda olduğu gibi başkanın verdiği sıraya ve süreye göre yapılır.
Panelin sonunda, dinleyiciler panel üyelerine soru sorabilirler. tartışma dinleyicilere de geçerse o zaman tartışma, forum şekline dönüşür.

Münazara, bir konuda karşıt görüşleri savunan takımların fikirlerini çarpıştırdıkları bir tartışma platformudur.
Bir münazara maçının konusu, iki taraflı tartışılabilecek her şey olabilir; ancak ağırlıklı olarak güncel sosyal ve siyasi meseleler tartışılır. Yarışmacılar maçın başlamasından on beş dakika önce tartışılacak konuyu ve hangi tarafı savunmaları gerektiğini öğrenirler. Münazırlar bu süre içerisinde, maç esnasında aldıkları notlarla son halini verecekleri ve sıra kendilerine geldiğinde sunacakları yedi dakikalık konuşmalarının taslağını hazırlarlar. Sunum esnasında bu notlardan yararlanmak serbesttir. Yaklaşık bir saat süren bu tartışma, jüri heyetinin maç boyunca aldığı notlara dayanarak maçın sonucunu açıklamasıyla sonlanır.
Jürinin değerlendirmesini yaparken öncelikli olarak ele aldığı, yarışmacıların argümanlarını ne kadar etkileyici sundukları değil, bu argümanların ne kadar sağlam ve tutarlı olduklarıdır.
BİLGİ ŞÖLENİ:Bir konunun çeşitli yönleri üzerinde, aynı oturumda, konunun uzmanı değişik kimseler tarafından (çoğunlukla akademik konularda) yapılan seri konuşmalara bilgi şöleni (sempozyum) denir.Bilgi şöleni, diğer konuşma türlerine göre daha ilmî ve ciddî bir sohbet havası içinde geçer. Konuşmacılar, konuyu kendi ilgi alanları açısından ele alırlar. Meselâ, Yunus Emre konulu bir bilgi şöleninde konuşmacılardan biri onun yaşadığı dönemdeki siyasî gelişmeleri ele alırken bir başkası Yunus Emre'nin şiirlerindeki insan sevgisinden bahsedebilir.
Bilgi şöleninden amaç, konuyu tartışmak değil, uzmanları tarafından olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirilen konuya bir çözüm üretmektir. Konuşmaların sonunda oturum başkanı, konuyu özetler ve çıkan sonucu dinleyicilere aktarır.
Bilgi şölenini, oturum başkanı yönetir. Konuşmacı üyelerin sayısı üç ile altı arasında değişebilir. Üyelerin konuşma süreleri genellikle beş dakikadan az, yirmi dakikadan çok olmaz. Bilgi şöleni, konunun önemine ve uzunluğuna göre oturumlar hâlinde, ayrı salonlarda birkaç gün boyunca da sürebilir. Bu nitelikteki konuşmalar genellikle akademik konularda olur.

AÇIK DENİZ - Yahya Kemal BEYATLI

 
AÇIK DENİZ
 
Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum;
Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.
Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melâl
Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl...
Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını,
Duydum, akıncı cedlerimin ihtirâsını,
Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu...
Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu...
Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan,
Rü'yâma girdi her gece bir fâtihâne zan.
Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular...
Mahzun hudutların ötesinden akan sular,
Gönlümde hep o zanla berâber çağıldadı,
Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı!
Bir gün dedim ki "istemem artık ne yer ne yâr!"
Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar;
Gittim son diyâra ki serhaddidir yerin,
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!
 
Garbin ucunda, son kıyıdan en gürültülü
Bir med zamânı, gökyüzü kurşunla örtülü,
Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi;
Gördüm güzel vücûdunu zümrütliyen deri
Keskin bir ürperişle kımıldadı anbean;
Baktım ve anladım ki o ejderdi canlanan.
Sonsuz ufuktan âh o ne coşkun gelişti o!
Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!
Yelken, vapur ne varsa kaçışmış limanlara,
Yalnız onundu koskoca meydan ve manzara!
Yalnız o kalmış ortada, âsi ve bağrı hûn,
Bin mağra ağzı açmış, ulurken uzun uzun...
Sezdim bir âşina gibi, heybetli hüznünü!
 
Rûhunla karşı karşıya kaldım o med günü,
Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz,
Dindirmez anladım bunu hiç bir güzel kıyı;
Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.
 
 
 
 
 
Yahya Kemal BEYATLI
 
 

12 Ekim 2010 Salı

Diş Ağrısı

Diş Ağrısı Nasıl Geçer? 
Tedavisi Nedir?
Diş Ağrısına Ne iyi gelir? 
Diş Ağrısı için Bitkisel bir çözüm var mı?
Diş Ağrısı nedenleri arasında ilk sırayı diş çürükleri alır. Diş minesinin aşınması, dişeti hastalıkları ve iltihaplanması gibi nedenlerin yanı sıra sinüzit gibi hastalıklar da diş ağrısına neden olabilir.
DİŞ AĞRISINA BİTKİSEL KARANFİL ÇÖZÜMÜ
Ağrı başladığında; Diş aralarında kalmış yemek artığı, vb.. olup olmadığını kontrol etmek; varsa dişe zarar vermeden ve ağrıyı artırmadan temizlemek işe yarayabilir. Bilinçsiz ve aşırı ağrı kesici kullanımından kaçınmak gerekir. Bilinçsiz ağrı giderme yöntemlerinden kaçınmak ( ağrıyan diş üzerine ağrı kesici konması, alkollü pamuk uygulaması, vb.) gerekir.
Kesinlikle ağrıyan diş üzerine ASPİRİN ya da herhangi bir ağrı kesici ilaç uygulanmaz. Kimyasal yapıları nedeni ile bu gibi ilaçlar diş etinde ve çevre yumuşak dokularda tahrişlere neden olabilir.
Diş üzerinde çürük nedeni ile oyuk oluşmuşsa buraya çok az karanfil yağı (eugenol) emdirilmiş pamuk koyulabilir. Eugenol ağrının azalmasını sağlayacaktır.
Yine bir miktar karanfil çiğnemek, ya da karanfili toz haline getirip ağrıyan diş üzerine uygulamak az ağrılı durumlarda işe yarayabilir. Fakat fazla miktarda ve uzun süre uygulanması halinde diş etinin tahriş olacağı unutulmamalıdır.
Diş ağrısı başladığında vakit kaybetmeden bir diş hekimine gitmekte fayda vardır.
Diş ağrısının ızdırabından kurtulabilmek için sadece bu mucizeye ihtiyacınız var…
Karanfil tomurcuklarında ogenol (ojenol) adı verilen hidrokarbon, şahsilik asit ve karyofıllin içeren bir uçucu yağ (esans) bulunur
Karanfılyağı da denilen bu esans, diş hekimliğinde sıkça yararlanılan antiseptik ve ağrı kesici ilaçların yapımında kullanılır. Karanfil tomurcukları ise, bazı reçel, yemek, turşu ve baharatlı şarapların yapımında çeşni olarak kullanılmaktadır.
Karanfil tomurcuklarının ve karanfilyağının sağlığa yararlı etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöyle özetlenebilir:
1. Karanfil tomurcukları uyarıcıdır. Özellikle sindirim sistemi üzerinde uyarıcı etki yapar.
2. Gaz söktürücüdür.
3. Mide bulantısını bastırır. Kusmaları önler.
Bu etkilerinden yararlanılmak üzere piyasada satılan karanfil tomurcuklarından bir tutam (7-8 tane) alınıp 1 bardak kaynar suya atılır. 10 dakika demlendirilerek hazırlanan infüzyon ılık olarak içilir.
1. Karanfil tomurcukları nefesin kötü kokusunu yok eder. Bunun için tomurcuklar ağızda çiğnenip sert bakiye tükürükle atılır ya da yukarda tarifi verilen infüzyonla gargara yapılır.
2. Karanfil tomurcuğu ağrı kesici ve hafif uyuşturucudur. Bu etkilerinden yararlanılarak diş ağrısını kesmekte kullanılır. Bir adet karanfil tohumu ağıza alınır. Ağrıyan çürük dişin yakınına getirilir ve bir süre orada tutulur ya da gene piyasada satılan karanfilyağı biraz pamuğun üzerine damlatılır ve pamuk ağrıyan dişe bastırılır.
3. Karanfılyağı romatizma ve nevralji ağrılarının hafifletilmesinde yararlı olur. Bunun için karanfilyağı ağrılı yerlere dıştan ovuşturularak uygulanır..

Diş Ağrısı için başka neler yapılabilir? Diş Ağrısını ne geçirir? Diş Ağrısı için ilaç var mıdır?
- Majezik içmek ( diş ağrısı konusunda en iyisidir. ben iki apranax içtim geçmedi. bir tane majezik derdime derman oldu )
- Ağrıyan dişin üzerine şu küçük ağız kokmasını önleyen karanfillerden koymak. (küçük ağrılarda işe yarıyabilir.)
- Ağrıyan dişinizin olduğu tarafı soğuk suyla çalkalamak. ( ağrı kesicinin bile fayda etmediği zaman uygulanması gereken yöntemdir. çünkü artık çürük dişten çıkıp sinir köklerine inmiştir ve ancak soğuk füzyon dindirebilir. ancak bu yöntem çok uzun süreli etki etmez. böyle ileri derecede bir diş çürüğü için maksimum bir dakika etkisini gösterir sonrasında yine işlemi tekrarlamak gerekir. ama gecenin bir yarısı bu acıya yakalandı iseniz sabaha kadar dayanmanız için yapacak başka birşeyde yoktur.)
Önemli not: Güçlü ağrı kesiciler dişin üzerine konulmamalıdır. emilme yöntemiyle kana karışan güçlü ağrı kesiciler ciddi sorunlara yol açabilir. bu yüzden apranax ve majezik gibi ağrı kesiciler kesinlikle yutulmalıdır.
Diş Ağrısı için Şifalı Bitkiler
Diş ağrısı için şifalı bitkiler kullanmak da yararlı olabilir. Özellikle, sirkeye birer tutam kekik ve kimyon katılıp bununla gargara yapılırsa diş ağrısını kesmekte ve iltihabı kurutmada etkilidir. Bu uygulamaya bir süre devam etmek gerekir.